16 Aralık 2008 Salı

Hayallerim...





Hayallerim...

Mesela;

Deep Purple konserini canlı izlemek... ( yıllar önce kaçırdım, çok üzülüyorum, bir daha bu şansım olur mu bilemiyorum:( )

En sevdiğimle hiç bilmediğim bir ülkede hiç bilmediğim sokaklarda dolaşmak ve bir sürü fotoğraflar çekmek...

Siyah , parlament mavisi karışımı Harley Davidson motora sahip olmak ve onunla yolculuk yapmak, güneye en güneye....

Yunuslarla birlikte yüzmek...

Bunlar ilk aklıma gelenler...

Devamı gelecek...

KANCA Rock Band



Grup 2005 yılında İzmir Bornovada kurulmuştur. Kurulumundan itibaren 1 yıl vokalde Serhatla devam edip ardından Yiğitle çalışmaya başlamıştır. 2007 temmuz ayından itibaren Bas gitarda Özgür, gitarda Tuna'nın yerine klavyede Barış ve bas gitarda Egemen gelmiştir. Barış'ın ağustos ayındaki öğretmen atamalarında İstanbula atanması üzerine klavyede Yavuz, grup ile çalışmalarına başlamıştır. Şubat 08'de de Egemen'in ayrılması ile bas gitarda Özgür Bakkaloğlu yerini almıştır.Repertuar rock/hard rock ağırlıklıdır.

KANCA her ;

PAZARTESİ ----- GUARDIAN BAR / BORNOVA - 22:00

ÇARŞAMBA ----- GUARDIAN BAR / BORNOVA - 22:00

CUMA ----- DUNGEON BAR / BORNOVA - 01:30

CUMARTESİ ----- OPUS BAR / ALSANCAK - 23:30

da sahne almaktadır.



Bu adamları seviyorum, özellikle Yiğit'i.... Kancasız bir hayat düşünemiyorum:)

15 Aralık 2008 Pazartesi

Kandırmaca, şaşırtmaca...

Bazen insan rol yapar, gerçek kimliğini saklar şirin gözükür. Karşındakinin istediği gibi...
Öteki taraf biraz yani daha saf olan buna inanır. Sevinir mutlu olur kendine bu kadar benzer biriyle karşılaştığı için..

Her şey netleşir sonra gerçek kimlikler ortaya konur. Aslında ne kadar da farklıdır ilk göründüğünden kendini anlattığından..

Kandırmıştır işte kandırmıştır.. Tabi önce kendini kandırmıştır...

oley oley oley...

Güçlüdür o, yeri geldiğinde lafını esirgemez golunu atar, ve yan gelip keyfine bakar.. Ben de büyüyünce öyle olacağım, en büyük idealim....

Alkış....

Bencillik...

Her insan aslında bencildir. Birini kaybetmekten korkmamızın nedeni bile onun bu dünyadan göçüp gitmesi değil, yalnız kalmaktan kortuğumuz içindir.
Tamam bu insan doğasında var. Ama birini çok severken bu bencilliği yaşatabilmek hangi duyguya girer?

Hangi level insan tipidir bunu uygulayabilen? Duygusuz nasıl yaşabilir insan?

Sonunda yaşacakları şey yalnızlıktır..

Sevgi paylaşmaktır yeri geldiğinde kendinden çok onu düşünmektir.

Sevgi bunu gerektirir, bunu hissettirir ve yaşatır..


Hayatınızda bencil insanlardan uzak kalmanız ve hep hayatı paylaşmaya hazır cömert insanlarla karşılaşmanız dileğiyle...

Aşk ile Mutluluk...



Hep aşık olmak isteriz, bunun hayalini kurarız. Aşk olmazsa hayatımızda büyük bir boşluk varmış, yaşamanın pek de anlamı yokmuş gibi gelir.

Sevgilinin bir gülüşü ile mutlu olmak, dokunuşuyla heyecanlanmak isteriz hep.. Onunla yemek yemek daha bir lezzetli gelir, her zaman oturduğun cafe daha bir canlı, her zaman içtiğin şarap daha başdöndürücü..

Ama..

Her güzel şeyin olduğu gibi aşkın da sonu vardır. Hem de çok çabuk gelir o son...
Hiç yaşamadığın bir duyguyu da peşinde getirmiştir aslında. Arkasına saklamıştır . En beklemediğin zaman çıkartır karşına onu...

Derin acı..Mutsuzluk..

Kalbin açır göz yaşlarını akıtırken.

Aşkı niye isteriz? Mutlu olmak yaşamdan tat almak için..

Oysa ki bize yaşattığı tam anlamıyla mutsuzluktur.
Aşk bitince hayatın anlamı sona erer, ne yediğin yemek yemektir ne içtiğin şarap.. Kimse eğlendirmez seni hiç bir sohbete katılmak istemezsin..

Geçer elbet zamanla izini bırakaraktan..

Bir daha aşkı hiç yaşamamak dileğiyle...

29 Ekim 2008 Çarşamba

Canım Atam Diyor ki:



''Özgürlük ve bağımsızlık benim karakterimdir. Ben milletimin en büyük ve ecdadımın en değerli mirası olan bağımsızlık aşkı ile dolu bir adamım. Çocukluğumdan bugüne kadar ailevî, hususî ve resmî hayatımın her safhasını yakından bilenler bu aşkım malumdur. Bence bir millete şerefin, haysiyetin, namusun ve insanlığın vücut ve beka bulabilmesi mutlaka o milletin özgürlük ve bağımsızlığına sahip olmasıyla kaimdir. Ben şahsen bu saydığım vasıflara, çok ehemmiyet veririm. Ve bu vasıfların kendimde mevcut olduğunu iddia edebilmek için milletimin de aynı vasıfları taşımasını esas şart bilirim. Ben yaşabilmek için mutlaka bağımsız bir milletin evladı kalmalıyım. Bu sebeple milli bağımsızlık bence bir hayat meselesidir. Millet ve memleketin menfaatleri icap ettirirse, insanlığı teşkil eden milletlerden her biriyle medeniyet icabı olan dostluk ve siyaset münasebetlerini büyük bir hassasiyetle takdir ederim. Ancak, benim milletimi esir etmek isteyen herhangi bir milletin, bu arzusundan vazgeçinceye kadar, amansız düşmanıyım. ''

Mustafa Kemal Atatürk

Depresyonu Alt Etmek İçin Meditasyon



1- Bağdaş kurarak rahat bir şekilde oturun.
2- Kollarınızı önünüzde, düz olarak uzatın, dirsekleriniz düz ve kollarınız yere paralel olsun.
3- Ellerinizin üst yüzünü birbirine birleştirin, tüm parmak eklemleriniz birbirine değsin ve baş parmaklarınız aşağı baksın.
4- Gözlerinizi onda bir oranında açık kalıncaya dek kapatın, içeri sadece çok az ışık girsin. Burnunuzun ucuna doğru bakın.
5- Çok derin bir nefes alın ve nefes verirken monoton bir tarzda '' Wah -Hey-Gur-Hoo'' seslerini tekrarlayın. ( Bu bu seslerin fonetik olarak hecelenmesidir. BU seslerin yaklaşık olarak çevirisi Tanrı sözcüklerin ötesinde sözcüklerle anlatılamayacak kadar büyüktür.)
6- Bunu bir nefeste, olabildiği kadar çok sayıda tekrarlayın, bu sözcükleri her nefeste on altı kez söyleyene dek çalışmaya devam edin.
7- Bu meditasyonu en az üç dakika kadar yapın, fakat bunu on bir dakika boyunca yapabilene dek günde bir dakika arttırmayı hedefleyin.

Etkileri: Gözlerinizi bu şekilde dikerek bakmak son derece rahatlatıcıdır. Sesleri tekrarlamak ise akupunktura benzer bir etki yapar. Akupunkturda bazı sinir demetlerini iğnelerle uyarırsınız ve böylece bedenin diğer bölgelerinde değişiklik yaratırsınız.

Kaynak: İnsanın Sekiz Yeteneği - Gurmukh Kaur Khalsa ve Cathryn Michon

28 Ekim 2008 Salı

Zihinsel Karışıklık ve Depresyondan Kurtulmak İçin Meditasyon



1- Bağdaş kurarak, sessizce yere oturun.
2- Kollarınızı sanki kanat gibi yanlara açın, avuç içleri açık ve yere doğru baksın.
3- Bileklerinizi ve ellerinizi, sanki havada şiddetle uçuyormuşsunuz gibi hızla sallamaya başlayın.
4- Kollarınız hafifçe omuzlarınızdan hareket edebilir, fakat hareket bileklerdedir.
5- Uzun ve derin nefesler alıp verin.
6- Bu hareketi üç dakika boyunca yapın.

Etkileri: Bu hareket her ne kadar kolay gözükse de bir süre sonra yorucu ve acı verici duruma gelir. Özellikle 40 gün boyunca her gün yapmayı deneyin..Depresyon ve zihinsel karışıklığın hafiflediğini göreceksiniz...

Kaynak: İnsanın Sekiz Yeteneği - Gurmukh Kaur Khalsa ve Cathryn Michon

21 Ekim 2008 Salı

Salsa...



Dün arkadaşım Hande ile buluştuk. Kendisi 2006'da gittiğim kurstan arkadaşım. Balık burcu ve çok pozitif sürekli gülümsüyor hayata ve çevresine... Onunla çok güzel diyalog kurabiliyoruz . Bazen hiç durmadan saatlerce konuşabiliyoruz. Önce yemek yedik sonra türk kahvelerimizi içip fallara baktık. Onun salsa dans gecesi vardı Kordon'da bir barda. Oraya gidecekti beni de davet etti. Bugüne kadar salsaya hiç ilgim olmadı. Önce -yok gelmeyim eve gideyim- dedim ama sonradan -saat daha erken bir bakar eve dönerim- diyip gitmeye karar verdim. İyi de öyle yapmışım. İki saat kadar salsa gecesindeydim.

Orada gösterilere katılan profösyonel dansçılar da vardı, onları izlemek bile büyüleyiciydi. O kadar güzel dans ediyorlardı ve dans ederlerden o kadar mutlulardı ki , ben de dans etmek istedim salsa hakkında hiç ama hiç bilgim yokken. Hatta ilk dansımı da ettim. Kötüydüm ama çok zevk aldım. Partnerimin ayağına bassam da dönüşleri biraz yapabildim ve de çok zevkliydi. Belki salsa kursuna bile başlayabilirim.

Dans insanı tüm stresinden arındırıyor ve mutlu ediyor.. Herkese tavsiye ederim. En azından önyargılı olmadan denemekte fayda var.. Belki çok iyi salsa dansçısı olabilirsiniz:)

Filmin Sonunu İzleme Kararlılığı...



Hayatın ,yaşamanın tanımını bazen düşünürüz kendimizle baş başa kaldığımızda. Dün belediye otobüsünde aklıma gelen tanım şu oldu. Hayatımla ilgili hissettiğim duyguyu şöyle bir örnekle açıklamam mümkün.

Bir film izlemeye başlıyorum, bu film uzun zamandır izlemek istediğim bir film. Belli bir süre sonra film çekiciliğini yitiriyor, sıkıcı gelmeye başlıyor ve bu da uykumu getiriyor. Uyumakla uyumamak arasında gidip geliyorum. Gözlerim kapanıyor.. Ama filmin sonunu da çok merak ediyorum. Tam gözlerim iyice kapanacakken uzandığım yerden doğruluyorum ve filmin sonunu görmek için uykuya direniyorum.

Hayatımda yapmak istediğim şeylerin listesi var öncelik sıralarına göre konumlandırılmış. Bu şeyler için acaba hiç olmayacak mı umutsuzluğuna düştüğüm zamanlar oluyor. Ama bunları yaşamadan ölmek de istemiyorum. Bu yüzden filmin sonunu her türlü engele karşı izlemeye karar veriyorum.

18 Ekim 2008 Cumartesi

Merkür Geri Hareketini Tamamladı..

Nihayet yaklaşık üç haftalık Merkür'ün geri hareket süreci sona erdi. Artık iletişim ilişkiler, ortaklıklar ve anlaşmalar konusunda bizi daha olumlu koşullar bekliyor. Umarım her şey umduğumuz gibi sonuçlanır...

14 Ekim 2008 Salı

Bu Gece Dolunayı İzleyelim...



Bu gece gökyüzünde dolunayı göreceğiz. Bugün ve daha sonrasında Merkür'ün de ayın 18'in de geri hareketini bitirmesiyle daha önceki çabalarımızın karşılığını alacağımız , kararlarımızı uygulayacağımız ve de ilişkiler, ortaklıklar anlamında değişikliklerin meydana geleceği günlere artık çok yakınız.

Aldığımız kararların bizim için en doğrusu, geleceğimiz için pişmanlık duyurmayan kararlar olması ve bizi mutluluğa taşıması dileğiyle...

13 Ekim 2008 Pazartesi

Hayat Nedir?



Eski zamanlarda Hint Imparatoru, satranc oyununu yaninda bir mektup ile hediye olarak Pers İmparatoruna gondermistir. Mektubunda oyunla ilgili hic bir aciklama yapmazken soyle bir mesaj yazmistir;

'Kim daha cok dusunuyor , Kim daha iyi biliyor, Kim daha ileriyi goruyorsa O kazanir. Iste hayat budur...'

Pers Imparatoru donemin en alim veziri olan Buzur Mehir ile bu mesaji paylasarak, ondan oyunu cozmesi ve kendisinin de karsilik olarak Hint Imparatoruna hediye edilmek uzere baska bir oyun icat etmesini ister.

Vezir haftalarca calistiktan sonra gonderilen satrancin her tas hareketini ve oyunu cozer daha sonra da on gunde tavlayi icad eder ve imparatora sunar.

Pers imparatorunun basveziri Buzur Mehir tarafindan 1400 yil once tasarlanan tavla oyunu; dunyanin en populer oyunlarindan biridir.

Zaman kavramindan alinan ilhamla tasarlanan oyunun zamana boylesine direnmesi son derece etkileyici. Senenin birligi olarak tavla bir tanedir. 4 kosesi 4 mevsimi, tavlanin icindeki karsilikli 6'sar hane 12 ayi, pullarin toplami ayin 30 gununu, siyah-beyaz pullar gece ve gunduzu, karsilikli 12'ser hane gunun 24 saatini simgeler ..

Hint Imparatoruna satranca karşılık olmak üzere tasarlanan tavla oyunuyla birlikte gonderilmek uzere soyle bir mesaj hazirlanir :

'Evet, Kim daha cok dusunuyor, Kim daha iyi biliyor, Kim daha ileriyi goruyorsa O kazanir.
AMA BIRAZ DA SANS GEREKİR.
İste hayat budur...'

SANS SiZDEN YANA OLSUN.......

11 Ekim 2008 Cumartesi

Her Şeyi Oluruna Bırakmak...



Her şeyi oluruna bırakmak... Direkt fatalizmle ilgili bir cümle. Hatta bir çok çevreye göre saçma sapan bir düşünce. Hiç bir şeyi planlamadan , bir şeyler için çabalamadan nasıl istediklerini elde edeceksin, oturup bekleyerek mi? Elbette hayır.. Benim yaşadıklarımdan anladığım her ne kadar istediğin bir şeyin planını yapsan da onun için çabalasan da eğer olacaksa zaten hiç beklemediğin bir zamanda gerçekleşmiş oluyor ve olmayacaksa da istediğini yap onu yaşayamıyorsun...

Dün bunun örneğini yaşadım. Günler önceden cuma gecemi doldurmaya çalıştım ama herkesin işi çıktı, yanımda olacak bir kişi dahi bulamadım, çevremdeki onca kişiye rağmen...

Plan yok, dün ve yarın yok. Biliyorum ki sadece bugün var.. Bu an ,nefes aldığım şu an, yazı yazdığım bu an var.. Gerisi görsel bir şölen, hayatın bana oynadığı bir oyun ya da gördüğüm bir rüya.. Hepsi geçici, kalıcı olan şu an...

Kızlarağası'nda Kahve Keyfi...



Çok uzun zaman olmuş Kızlarağası'na gitmeyeli hele ki bir kahve içmeyeli..
Ortam otantikti, kahve ve yanında verilen lokum harikaydı.. Tek eksik iki çift muhabbet edecek kişininin yanımda olmamasıydı. Bu da böyle bir gündü...
İstediğiniz zaman yanınızda dostlarınız, sevgiliniz her kimi istiyorsanız olması dileğiyle...

9 Ekim 2008 Perşembe

Zeka Testi( Eğlenceli)



Bugün bir zeka testi( oyunu da denilebilir) edindim, oldukça eğlenceli.
Adresi şu şekil:
http://flashfabrica.com/f_learning/brain/brain.html
O kadar kastım beyin yaşım en fazla 40 çıktı:)

6 Ekim 2008 Pazartesi

Anı Yaşama Özgürlüğü ( Passing Show)


''İlk din öğretmenlerinden biri dikkatini babasının içtiği sigara markası olan Passing Show'a çekmiş ve meditasyona bütün hayatını geçmekte olan bir şov, bütün nesneleri ,deneyimleri, arzuları taşıyan bir nehir gibi düşünerek başlamasını söylemişti.... Her şey geçicidir diye hatırlattı kendi kendine, bütün hayatı ve bütün deneyimleri tren penceresinden görünen manzara gibi kesin ve geri dönüşü olmayan bir şekilde akıp gidiyordu.''
''Yalnızca şu anda yaşamamız gerekli. Dün ve yarın yok. Geçmiş hatıralar, gelecek özlemler yalnızca memnuniyetsizlik yaratır. Zihinsel sukunete giden yol şu anı gözlemekte ve farkındalığımızdan oluşan nehirde rahatsız edilmeden akıp gitmesine izin vermekte yatar''..
Bugünü Yaşama Arzusu Irvin Yalom

Hayatı passing show olarak yaşayabilmek belki mutluluğa giden yola doğru yönelmekte başarılı olabilir. Denemeye değer , hele ki başarılı olunursa sonuç da bir o kadar güzel olur..

5 Ekim 2008 Pazar

Sonbahar..


Sonbahar en sevdiğim ayı barındıran, doğum günümün olduğu mevsim.
Duygularımın değiştiği, daha fazla hassaslaştığım, duygusallaştığım ,şaşırdığım ,sorguladığım ,
korkularımın arttığı, sevincimi mutluluğumu çoşkuyla yaşadığım mevsim...
Güzel şeyler olacağını hissettiren Ekim ayı hoşgeldin:) Bu duygu silsilesi içinde bana çok şey katacak değerlerle büyüdüğümü ve hayata daha esnek bakmaya başladığımı öğreniyorum..
Bunun için karşıma çıkarılan insanlar için teşekkür ediyorum...

3 Ekim 2008 Cuma

Aziz Nesin'ce Aşk...

Kız sen delirdin mi ? Surnameye de ve de hepsine boş ver. Dolu dolu yaşa. Madem ki bir aşkın var, tadını çıkar... Sanki ayıp bir şeymiş de utanıyormuşsun gibi yazmışsın bana.... Her şeye boşver ve aşkı yaşa... İlle de büyük aşk olması gerekmez.. Yaşanan her aşk büyüktür. Yeter ki tadını çıkarmasını bil... Çok büyük umutlar bağlama, yarını hiç düşünmeden, günü gününe sev, sevinin tadını çıkar... Sevide geleceği düşünürsen aşkı bombok edersin... Sakınnn haaa. Sonsuz monsuz diye herifin başını yeme... Her şeye boş ver.. Öylesine sev ki, sevdiğin erkeği bile umursama, salt kendin için sev, bencilce yaşa aşkı, bütün maddesiyle...Yaşamdan elinde kala kala salt yaşadığın seviler kalır sonunda.. Ne surmane, ne eczacılık, ne şu, ne de bu.. Bütün onlar aşkı yaşamak için gerekli olan – ne yazık ki gerekli olan – gereçlerdir. Asolan aşktır yaşamda... Dolu dolu, dolu dizgin, zil zurna, saniye saniye aşkı yaşayarak sev.. İki yıl, üç yıl sürecek diye umutlanıp enayilik etme. İster sürer, ister sürmez.. Sen o anı yaşa yeter ki...Yitirdiğin zaman yaşadıklarını kazanmış olacaksın.. Sonunda elbet yitireceksin ama yitireceğini hiç düşünme.. Çünkü aynı zamanda kazanmışsındır da... Anılar kazanıyorsundur daha ne...İç o zaman , sarhoş ol.. Yüce yüce şeyler düşünme severken... Seviyi berbat edersin, çünkü sevinin kendisinden daha yüce bir şey olamaz..Aferin sana seviyorsan seviliyorsan... Sakın kuşkulara kapılma..Herifi didikleme, yiyip bitirme.. Türk kadınları genellikle bir beladır çünkü.. Batsı gelenekleri, görenekleri öyle...Sakın bu aptallığı yapma... Severken yirmi yıl sonrasını değl, yirmi dakika sonrasını bile düşünme.. Sevinin içine edersin.. An an yaşa, derin derin hem de... Aferin sana. Çok
sevindimm. İşe güce boşver..
Artık sana ne surnameyi ne de başka şeyi soruyorum.. Keyfince yaşa, sev...Sevildikçe sev, tastamam boşver ve o zaman o güzelim yalnızlığına sarıl.. O yalnızlık ki bütün sevilerden daha güzeldir ve sonunda onun koynuna girmek için kendi kendimizi sararız.. O zamanda hiç üzülmeyeceksin.. Çünkü nasıl olsa sığınacak biryalnızlığımız var.. Günün birinde anamız bile bizi bırakır gider ama o yalnızlığımız, bizyaşadıkça bizi hiç bırakmaz. Severken bunları düşünme, lütfen yarınsız sev ki , sevinin tadını çıkarasın...

AZİZ NESİN / YARIM KALMIŞ ÖYKÜLER

Beklentiler


Beklentiler... Belki de mutluluğa giden yoldaki en büyük engellerden biri.. Birinden bir şey beklemek ve olmaması halinde oluşan hayal kırıklığı ve sonunda mutsuzluk..
Beklentileri çıkarabilirsek hayatımızdan yani bunu başarabilirsek - ki başarması çok zor- hayat daha bir çekilesi hale gelebilir belki..
Hiç beklemediğimiz anda sevdiğimizden çiçek almak, hediye almak ya da güzel sözler duymak, evililik teklifi almak gibi gibi...
Hiç beklemeden bunlara kavuşmanın mutluluğu anlatılamaz sanırım..
Bu aslında olmasını isteyip de beklenti durumuna dönüştürmediğimiz şeylerin hayata geçebilmesi için de sanırım yürekten istemek ve karşımızdakine aşkı ,sevgiyi yüreğimizi vermek gerekir..
En büyük ve yüce duygu sevgidir..O bize bu hayatta en güzelini verir ve en iyisini karşımıza çıkarır...
Beklentileri rafa kaldırmak ya da en aza indirmek ve doyasıya sevgiyi yaşamak dileğiyle...

30 Eylül 2008 Salı

29 Eylül 2008 Pazartesi

İzmir'deyim..


Yaklaşık 3 haftalık İzmit tatilinden sonra nihayet memleketim İzmir'deyim. Geçen yıl hayat beni bir süreliğine Marmara Bölgesi'ne götürmüşken -ki hayatımın geri kalan kısmını orada tamamlayacağımı düşünüyordum- birden( bir gecede) bir değişiklik oldu ve ben İzmir'de kalmaya karar verdim. Hayatı akışına bırakmıştım ve hayat benim burda kalmamı istedi. Ben buraya dönmek için bir çaba sarf etmemiştim hiç düşünmemiştim bile buraya döneceğimi, sadece İzmir'i çok özlüyordum... Bir neden çıktı karşıma bir sebep .. Çok güzel bir sebepti o. Duygularım düşüncelerim birden değişti bir mucize gibi... Verdiğim kararla mutluyum. İstediklerim olmasa bile mutluyum, biliyorum ki bir gün bu isteklerim olacak. Çünkü her şey birbirinin arkasından geliyor ve bir neden içeriyor, zincirin halkaları misali... Ve verdiğim karar benim hayatım için yaptığım en iyi şey olacak. O günü bekliyorum sabırsızlıkla... ve de burdan duyuracağım güzel haberleri..

Bu yazım khellendrosa ithaftır..

28 Eylül 2008 Pazar

Kabullenme...


Önce kendimizi sonra da hayatı ve insanları olduğu gibi kabul edip bunu özümsediğimizde yolumuza devam edip ilerleyebiliriz. Birini kabul etmemek, ona kin duymak sadece bizim öfkeyle dolu olmamıza neden olur o da bir süre sonra hastalık şeklinde vücudumuza peydah olur..
Bundan kurtulmak ruh ve benden sağlığımız için yani kendimiz için atacağımız en güzel adımdır...
Gerçekten bu kabulleniş hayatımızı bambaşka bir hale getirebilir.
Kendinizi hayatınızı sevin, geçmişe takılı kalıp kendinize acı çektirmek zorunda değilsiniz...

26 Eylül 2008 Cuma

Kendini Sevmek


Kendini sevmek hayatı sevmenin vazgeçilmez koşulu.. Narsizmle arasında ince bir çizgi var. Bu işi abartmadığın sürece kendini sevmek önce kişiye özgüven ve yaşama sevinci kazandırır sonra da başkalarını sevme ve de arkasından gelecek olan sevilme duygusu..
Sevilmek istiyorsan önce kendini tanı, kendine alış ve kendini sev sonra da tüm yüreğinle samimiyetinle yalansız sev...

Kadir Gecesi


Bugün en hayırlı gün. Dularınızın kabul olması dileğiyle....

25 Eylül 2008 Perşembe

Ekşi Sözlük...


Ekşi sözlüğü yıllardır takip ederdim. Hatta hatırlarım ki sene 2002 arkadaşım ekşi sözlükte yazar. Gel sen de yazar ol demişti de yok şimdilik ona vakit ayıramayabilirim demiştim. Oysa ki şimdi yazar olmak çin kasım ayından beri bekliyorum. Hala çaylak modundayım. Ekşi sözlük editörlerine -tabi okuyorlarsa -burdan sesleniyorum lütfen beni yazar olarak alın:)
Aha bu da linki ( reklama pek ihtiyaci olmasa da)
http://sozluk.sourtimes.org/

Ailecek severek okuyoruz..

24 Eylül 2008 Çarşamba

Gezelim Görelim '' İzmit Seka Park''


Körfezin mavisi, üzerine basmamız yazıyla bildirilen yemyeşil çimler, özenle ekilmiş ve bakılmış rengarek çiçekler, körfezde var olan gemiler, uçan martılar...
Seka Park İzmit'te görülmesi, gezilmesi, deniz kenarında oturup bir çay kahve içilmesi gereken yerlerden...
Bana oraları gezdiren kardeşime burdan teşekkürler:)

23 Eylül 2008 Salı

23 Eylül-15 Ekim Merkür'ün geri hareketi...


Merkür iletişim, konuşma yazma, seyahat, zihin demek. Merkür'ün geri gidiş döneminde yapılması gereken daha önce yapılanları gözden geçirmek ve bunlardan ders çıkarmaya bakmak.
Bu dönemde ortaya çıkacak zorluklar başta iletişim bozuklukları ve de teknolojik aletlerde ortaya çıkacak bozulmalardır. O yüzden bu geri hareket döneminde yeni bir işe başlamak, yeni bir anlaşma yapmak, seyahete çıkmak pek önerilmez. Yapılması gereken daha önce yaptığımız anlaşmaları kontrol etmek ve kendi iç dünyamıza dönüp kendimizi dinlemek... Düşüncelerde duygu ve davranışlarda yanlış anlamaya meyilli olacağımızdan hayata daha objektif yaklaşıp esnek olmakta fayda var..

21 Eylül 2008 Pazar

Facebook...


Bugün Facebook hesabımı gecici süreliğine dondurdurmuştum bazı salak saçma kişileri anasayfamda görmekten sıkıldığım için. Fakat canım dostum( Fatoş'um) yine bana doğru yola gösterdi. Bir şeylerden kaçmak yerine onun üzerine gitmem gerektiğinden bahsetti.

Bir şeylerden kaçmak kişiliği olgunlaştırmaz. Sorunların üzerine gitmek ve onu yenmek bununla haz alıp kendinle gurur duymak gibisi var mı?

Sorunlarınınızın üzerine gidin ...
Kimseyi kendinizi de suçlamadan çözüm yolu bulmaya çalışın.
Ruh ancak böyle olgunlaşır.. Bunu başardığında işin keyfine varmak ise ayrı bir şukeladır:)

19 Eylül 2008 Cuma

Özlemek...


Geçmişi, çocukluğu, okul yıllarını, eskiyi, arkadaşı, şehri, ve de sevgiliyi özlemek... En zoru da sevgiliyi özlemek.. Zaman geçmez sanırsın. Hele ki çok uzaklardaysa sevgili, ona ulaşmak telefonla dahi zorsa, sesini günde belki sadece bir dakika duyabiliyorsan , onunla yetinmek zorundaysan hele daha da zordur her şey..
Ona sımsıkı sarılacağın anın hayaliyle yaşarsın...
Düşüncelerin bütünündedir o, kolay kolay bir şeye konsantre olamazsın..
Orada neler yapıyor, sağlığı iyi mi, sonra diğer sorular acaba o da beni özlüyor mu? vs bir sürü sorular beynini kemirir kimi zaman..

Her şeyi zaman bırakmak gerektiği gibi bu süreci de zamana bırakmak en güzelidir.
Özlersin, gelişini beklersin ve sonraki süreci yaşayarak görürsün.. Umarım beklenilene , değerdir bu yaşananlar...

Özledim hem de çok....

18 Eylül 2008 Perşembe

Rüyalar...



Bugün rüyamda kırmızı karanfiller görüyorum. Onları vazoya yerleştirmeye çalışıyorum. Hemen rüya tabirlerinden baktım. Yorumu oldukça güzeldi. Hemen hemen her gün rüya görüyorum. Bunların çoğu güncel hayattan kareler.. Bazıları bilinçaltı ya da hiç aklımdan geçmediğini sandığım şeyler.. Kaliteli bir uyku esnasında rüyaları hatırlamak mümkün olmadığından deliksiz uyumuyorum anlamına geliyor her gün rüya görüp hatırlayabilmem..

Güzel rüyalar görmek dileğiyle...

17 Eylül 2008 Çarşamba

Canım Dostum...

Dostluk yazısından sonra böyle bir yazı ve fotoğraf koymadan olmazdı. Dost diyince ilk aklıma gelen isim Fatoş. O benim çocukluk arkadaşım. Tam 22 yıllık dostum. Şu an geçici olarak ayrı şehirlerdeyiz. Ama ordan bile beni mutlu edebiliyor. Pozitif enerjisini sevgisini alabiliyorum. İyi ki var ve iyi ki benim dostum. Bu ayrıcalığı yaşadığım için çok şanslıyım. Bugün gördüğün rüya için teşekkürler:)
Seni çok seviyorum...

Dostluk

''Dostluk iki vücutta yaşayan bir ruh, iki ruhta yaşayan bir vücuttur.''
Aristo

Ne güzel demiş filozof. Dostlarım olmadan yaşayabildeceğim bir hayat düşünemiyorum. Beni motive eden , bana yaşama sevinci aşılayan şeylerin başında gelir dostlarımın varlığı. Bilirim ki ben üzüldüğümde onlar da en az benim kadar üzülür, ben sevindiğimde benimle birlikte sevinir. Zora düştüğümde beni o zordan kurtarmak için elinden ne gelirse yapar. Sadece bir telefon uzağımda olduğunu bilmek bana güven verir. Doslarımın sayısı bir elimin parmaklarını geçmez. Zaten geçmemeli de..
İyi ki varsınız...

16 Eylül 2008 Salı

Bulutların Dolunaya Bloğu...


Dün dolunay vardı fakat bulutlardan ne yazık ki göremedim. İzmir'deyken yazın sıcağından sıkılmış yağmur yağsın artık diye dilekte bulunurken meğerse dileğimin kabul olacağını bilmiyormuşum... Dün deliler gibi yağmur yağdı burda. İzmit oldukça yağışlı bir yer en azından İzmir'e göre...

Yğsın daha çok yağsın..Bereketli yağmurlar olsun....

İyi Uyu Adamım...


Pink Floyd un klavyecisi Rick Wright dün ne yazık ki artık buralardan gitmiştir. Ruhu özgür olsun... Biraz bilgi vermek isterim..

(28 Temmuz 1943 - 15 Eylül 2008) Pink Floyd grubunun klavyecisidir. Solo albümlerinin ardından son olarak David Gilmour ile birlikte çalı.mıştır.
Rick Wright müziğe üflemeli çalgılarla başlamıştır. Daha sonra Farfisa marka org kullanmaya başladı. İlk dönemlerde konserlde vibrafon ve "Biding My Time" şarksıında olduğu gibi trombon da kullanıyordu. Daha sonraki yıllarda eko efekti için Binson Echorec kullanan Wright, 1970'lerde Farfisa yerine Fender, Wurlitzer, Hohner gibi markalar kullanmıştır. 1987'de itibaren Kurzweil markasını kullansa da Gilmour'un "On An Island" turunda yine Farfisa e Hammond piyano da kullanmıştır.
(Kaynak: Vikipedi, özgür ansiklopedi)

15 Eylül 2008 Pazartesi

En Nihayetinde...


Yaklaşık 6 yıldır istediğim ve sürekli ertelediğim hayalimi gerçekleştirdim. Sağ omuz arkasına İki adet öpüşen yunus dövmesi yaptırdım. Acı vardı şu an hala var, ama buna değer. Ölünceye kadar benimle olacağı için o kadar mutluyum ki.. Yunus benim hayatımda önemli bir yere sahip. Özgürlüğü simgeliyor, aklı , zekayı, sevimliliği bir o kadar da gururu.. Yunuslar sürekli yarış halindedirler. Mesela gemiyi geçemezlerse kendilerini pervanenin altına atıp intihar ederler. Bunu bilen denziciler yunusları gördüklerinde hızlarını azaltır..

Sizi seviyorum yunuslarım. Bana uğur getirecekler eminim ki..

Bugünün Sözü


''Siz kendinize inanın, başkaları da size inanacaktır.''

Tacitus

13 Eylül 2008 Cumartesi

Günün Sözü




''Bütün kainat birbirine sevgiyle bağlanmış.
Sevgini vermesini öğren, çünkü gönlün anlasın ki,
Hepsine yer varmış,
Sevgisiz insandan, dünya unutma ki korkarmış.''


Mevlana

Yiğit Özgür'den:)



Çok seviyorum bu adamı...

12 Eylül 2008 Cuma

Bir Süre İzmit'teyim...


6 ay aradan sonra kısa süre kaldığım bu şehre ziyaret düşüncesi bile beni mutlu etmişti yolculuğa çıkmadan önce. İzmir'i tartışılmaz asla hiç bir şehre değişmem. Ama hayata bazen farklı yerlerde mola vermek önce ruha sonra bünyeye fevkalade iyi gelir. Bana da yansıması bu şimdilik. Gezdiğim sokaklar, evimin manzarası, mutfağı, merkeze indiğim merdivenler her şey her şey aynı.. Hiç gitmemişim gibi..
Başta kardeşim sonra buradaki farklı yaşam o kadar iyi gelecek ki bana, eski purplelife geri gelecek kaldığı yerden devam edecek suprizleri yaşamaya...

Biten ve Bitmeye Ramak Kalan Dostluklar

40'lı yaşlara dayandık be yavrular. Arkadaşlık, dostluk kavramlarına hep  önem vermişimdir hala da veriyorum. Bu zamana kadar çok...